Paris’te Ne Yapmalı?

Paris her zaman büyülü bir şehir olmuştur. Yağmur yağdığında bile şehir hala rüya gibidir. Bir akşam yağmur yağdığında bir terasta oturmak kadar özgürleştirici bir şey yoktur. Aslında, Paris’te olduğunuz zaman hiçbir şeyi umursamıyorsunuz. Sokaklar bir sanat eseri gibi, etrafı ise gizemli ve zarif insanlarla dolu. Kafe sandalyelerinin kaldırımda yan yana sıralanmasının nedeni ise , Paris sokaklarını ve insanlarını daha iyi izlemeniz için. Minik bacalarla dolu evleri, Arnavut kaldırımlı yolları ve merdivenlerle dolu, eski Paris’i yeniye tercih ederim. Her gün saatler boyunca amaçsızca gezersiniz. Her şeyi gördüğünüzü düşündüğünüzde, bir kafeye ve dükkan için yeni bir sokağa girdiğinizde yeni sokaklara rastlarsınız. Paris’i romantikleştirmek aslında çok kolay. Sokaklar seni hayata ve yeni başlangıçlara sarhoş edebilir. 

Nissim Camondo Müzesi

Nissima Camondo Müzesi

Nissim Camondo Müzesi, Dekoratif Sanatlar Müzesi’ne bağlı olmakla beraber sadece yitip gitmiş bir ailenin hikayesini bizlere aktarmaz aynı zamanda onların toplayıp bir araya getirdiği eşyaların ve sanat eserlerinin kini de aktarır ve bunların hepsi bugün Monceau Parkı yakınlarına yaptırdıkları evde sergilenmektedir. Ev, yaklaşık yüz yıl önce, önemli bir Yahudi banker olan Moïse de Camondo kontu tarafından 1911 yılında inşa ettirilmiştir. Versailles Sarayı’nın küçük Trianon’undan esinlenerek yapılan ev, tıpkı Versailles gibi görkemli olsun diye, özellikle bazı odaları, dışarıdan satın alınan mobilyalarla döşenmiştir. Zaten daha avluya girer girmez ihtişamlı bir yere adım attığınızı hissedersiniz.

Picasso Müzesi

Picasso Müzesi

Aydınlık ve havadar Marais mahallesinde yer alan bu Picasso Müzesi, girişinde bulunan soluk renkli taş avlusuna ayak bastığınız anda kendinizi Woody Allen filmindeymiş siniz gibi hissedeceksiniz. Picasso’nun ünlü Demoiselles d’Avignon’un hazırlık çalışmalarından, Güney Fransa’da karısı ve oğluyla birlikte bahçenin etrafında çalışan sanatçının video görüntülerine kadar her şeyi kapsayan , Kübizm ve Mavi Döneme hayran olanlar için adeta gerçek bir altın madeni. Müzenin geniş koleksiyonunu gezdikten sonra güzel bir teras kafesine uğrayıp Paris’in çatılarına bakarak güzel bir çay keyfi yapın. 

Panteon’un Sineması

Panteon’un Sineması

Geçmişi 1907 yılına dayanan Cinéma du Panthéon, Paris’in en eski hayatta kalan sinemalarından birisidir. Çoğunlukla sanat ve avant garde filmleri ve seçkin uluslararası filmleri gösteren sinema, aynı zamanda vesilelerle tanışan yönetmenlere de ev sahipliği yapıyor. Büyüleyici bir açık hava terasına sahip ve çatı katında yer ala Le Salon restoranı , ünlü Fransız aktris Catherine Deneuve’den tarafından tasarlanmış bir lounge bar / restoran / çay odasın sahip. Öğle yemeklerinde mekân her zaman yönetmenler, öğrenciler ve aktörler ile doldu, bu yüzden rezerve yaptırmakta fayda var ya da  çay ve kek yemek için de tercih edilebilir. 

Le Recyclerie

Recyclerie

La REcyclerie, 18. bölgede bir zamanlar Paris’in etrafını çepeçevre saran eski bir demiryolu olan La Petite Ceinture üzerinde, 1869-1932 yılları arasında tren garı olarak hizmet vermiş son derece karakteristik bir binada 2014 yılından beri kafe, bar, restoran ve çok daha fazlası olarak hizmet veriyor. La Recyclerie’nin en önemli özelliği gerçek anlamda ekolojik bir mekan olması. Burada yediğiniz içtiğiniz her şey ekolojik. Bir kısmı aşağıdaki bahçede yetiştiriliyor, büyük bölümü de Paris civarından temin ediliyor. Paris’i gezerken buraya uğrayıp ekolojik yemekler yemek değişik olabilir.

Bagatelle Parkı

Parc de Bagatelle

Bois de Boulogne’nin kalbinde yer alan Bagatelle Park, Paris şehrinin dört Botanik Bahçesinden  biridir. 1775 yılında kurulan Park ve kalesi, Kraliçe Marie-Antoinette ve kayınbiraderi Comte d’Artois arasındaki bir bahse girdikten sonra 64 gün içinde inşa edilmiş. Bagatelle Park, yürüyüş ve dinlenmek için bir harika yerlerden birisidir. Devasa ağaçlara ve çeşitli bitki örtüsüne ve  küçük köprüleri, kayalıkları, mağaraları, su aynaları ve yapay şelaleleri sayesinde mekana cazibe ve romantizm katmakta. Park düzenli olarak sergi ve etkinliklere ev sahipliği yapıyor ve yaz aylarında klasik müzik konserleri veriliyor. Buraya gelip gül bahçesine doğru yürüyüş yapın ya da göletin yanında oturup rahatlayın. 

Canal Saint-Martin

Canal Saint-Martin

1802’de Napolyon döneminde planlanan Saint Martin Kanalı’nın yapımına 1822’de Louis XVIII zamanında başlanmış ve kanalın açılışı 1825‘de X. Charles döneminde yapılmış. Asıl amacı Paris’e taze su ve yiyecek sağlamak için yapılmış. Zamanla bu su yolu, hayatın akıp gittiği bambaşka bir sosyokültürel ortama dönüşerek bugünkü şeklini almış. Şimdi popüler restoran ve kafelerin olduğu bir yer haline gelmiş. Ünlü Amélie filminin zeminini oluşturan bu kanalda ister ağaçlarının gölgesinde dolaşan ya da köprülerinde gezinerek sosyalleşe bilirsiniz. Kahvaltı için  Holybelly veya Ten Belles, kahve için Café Craft veya öğle veya akşam yemeği için La Verre Volé öneririz. 

 Montmarte Yürüyün

Montmarte

Montmartre, Arnavut kaldırımlı sokakları ve moulenleri olan bir şehirden daha çok bir kasabaya benzer. Montmartre’ın tepesinde yer alan Sacré Coeur’a doğru tırmanırken sokak yolları sürprizlerle doludur. Özellikle havların sıcak olduğu aylarda karşılaşacağınız turist yoğunluğunu göz önüne alındığında, sabahın erken saatlerinde veya hafta içi günlerde gitmek en iyisidir. Montmartre’nin dibinde, günümüz sanatçılarının yaşadığı Pigalle bulunuyor.

Musée Jacquemart-André

Musée Jacquemart-André

Bir zamanlar Pariste yüksek tabakanın sanat koleksiyoncuları arasında bulunan Nélie Jacquemart ve Edouard André’in 19. yüzyıl konağı Musée Jacquemart-André’i ziyaret ederek sanat eserlerini görebilirsiniz. Koleksiyonlarını sergilemek için 1913 yılında dönüştürülmüş, Yunan ve Roma antikaları, Mısır eserleri, Hollanda dönem mobilyaları ve İtalyan Rönesans sanatının seçkin koleksiyonu Botticelli, Luca Della Robbia ve Donatello’nun eserleriyle dolu zengin bir konutta dolaşmaktadır. 

Palais de Tokyo

Palais de Tokyo

16. bölgede yer alan Palais de Tokyo, yıl boyunca devam eden çoklu sergiler, gösterimler ve performanslarıyla Avrupa’nın çağdaş sanatının en büyük merkezlerinden birine sahip. Ama hepsi bu değil. Palais de Tokyo, iki restoran ile serin bir sıcak yatak: her zamanki Monsieur Bleu ve funky Eat Tokyo, yüzlerce bağımsız dergi ve özel kitap ile gece yarısına kadar açık bir 900sq ft kitapçı, 16 küratörlüğünde bahçe Jardin aux Habitants farklı bahçıvanlar, sanatçılar, foto otomatı ve YoYo adında bir gece kulübü bulunuyor. 

7 Replies to “Paris’te Ne Yapmalı?”

  1. Paris’te yazdığınız yerler gerçektem görümesi gereken yerler fakat bunlar dışında da görülesi yer çoktur Paris’te.

  2. İki hafta önce Paris’teydim. Yağmurunda, güneşinde, soğuğunda hepsi ayrı bi güzel ve büyülü gerçekten.

  3. Her zaman en iyi yer dememişler boşuna. Bunlarla birlikte yemek için de tavsiyelerde bulunsaydınız sevinirdik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir