Bir Masal Şehri Heidelberg

Strasbourg seyahatim sırasında, sadece 1,5 saatlik uzaklıktaki Almanya’nın en romantik şehirlerinden birisi olan Heidelberg’e gitmemek olmazdı. Arabayla Strasbourg’dan Fransa-Almanya sınırını geçip şehre ulaşıyoruz. Ancak Heidelberg’e direk ulaşmak isterseniz en yakın havalimanı Frankfurt. Buradan şehir yaklaşık olarak 88 km. Almanya’nın aşk şehri olarak tanımlanan, aslında pek de çok kişinin bilmediği masal gibi bir şehir Heidelberg. Almanlar “Wege Der Romantik” diyorlarmış, yani Almanya’nın en romantik şehri. Heidelberg Almanya’nın en güzel şehirlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Kale, eski şehir ve romantizmin, şairlere ve sanatçılara esin kaynağı olan tepelerle çevrili Neckar nehri kıyısına kurulmuş bugün dünyanın dört bir yanından milyonlarca ziyaretçiyi adeta büyülüyor. Yalnız burada romantizmden çok daha fazlası var.

Heidelberg, Ormanlarla kaplı dağların arasında gizlenmiş, pastoral manzarasıyla ve yemyeşil tepelerin arasından akan Nectar Nehri’nin kenarına kurulmuş birçok insana göre Almanya’nın en güzel şehri olarak gösteriliyor. Bu kozmopolit, samimi, insan odaklı ve hareketli üniversite şehri 15 ayrı mahalleye sahip yaratıcı şehir,yaşamak için bir çok iş adamı ve akademisyenler için cazip bir şehir haline gelmiş. Heidelberg Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaletinde yer alan Ren ve Neckar nehirlerinin arasında kalan vadide konumlanmış yer.1386 ‘da kurulmuş ve Almanya’nın en eski şehri arasında. Odenwald Ormanının içinde yer alması onu daha çekici bir hale getirdiği açıkça görülebiliyor. Beni en çok etkileyin özelliklerinden birisi dağlık olmasıydı. Sokakların ve caddelerin arkasından görünen muhteşem dağ görüntüsü sizi sanki bir masal şehrinde gibi hissettiriyordu. Ben Aralık ayında orada olduğumdan dolayı havanın soğukluğu tarif edilemezdi fakat bu manzaraya her şey değerdi doğrusu.

Heidelberg

Heidelberg Tarihi
Bu şehrin beklide en büyük özelliği II.Dünya Savaşında bombalanmamış tek Alman şehri olması. Bu nedenle diğer Alman şehirlerinin aksine hala orijinalliğini koruması. Şehir yukarıdan bakıldığında antik Çağ’a ait bir şehir gibi görünüyor. Gerçekte de öyleymiş. Tarihi antik çağ Roma İmparatorluğu dönemine kadar uzanıyormuş. Özellikle şehrin bugünkü Neuenheim bölgesinde halen Romalıların izlerini görebiliyorsunuz. Orta çağ döneminde şehir daha çok etrafında bulunan kentlerin Manastırlarına bağımlı kalmış. 1225 yılından yeni çağ başlangıcına kadar kraliyetin yerleşim yeri olmuş. Dolayısıyla bu bölgeye Kurpfalz deniyormuş. Üniversite bu zamanlarda 1386’da kurulmuş ve Almanya’nın halen en eski üniversitesi unvanını da elinde bulunduruyor. 1600’lü yılların ikinci yarısının sonlarına doğru kent Fransızların saldırılarına uğramış hatta bazı yerleri ele geçirilmiş, o dönemde eski şehir (Altstadt) ve Saray tahribata uğramıştır. 1840’larda döşenen Mannheim-Heidelberg arasındaki tren yolu, Baden bölgesinin ilk tren yolu olma özelliğinde taşıyor. II. Dünya Savaşı’ndan sonra, Almanya’nın savaştan yıkılmadan kalmış olan ender kentlerinden biri olmuş. Eski şehir Altstadt ve Sarayı UNESCO tarafından dünya insanlı mirası listesinde bulunuyor.

Heidelberg

Heidelberg Kalesi
Şehri keşfetmeye Heidelberg Kalesi ile başlıyoruz. Şehrin en önemli yapılarından birisi burası. Neckar Nehri’nin ikiye böldüğü yeşillikler içindeki bu küçük şehir Heidelberg Kalesi ve eski köprüsüyle adeta bir tablo görünümü yaratmış. Dünyada inşa edilen her kale gibi bu kalede, savunma amaçlı yapıldığından dolayı şehrin geliş yollarını en iyi görebileceğiniz bir konumda.13. yüzyılda inşa edilen kalenin, kırmızı kum taşları kullanılarak yapılmış. Kalenin bazı bölümleri yıkılmış, bazı bölümleri ise restore edilmeye çalışılıyor olsa bile şehrin en güzel manzaralarını yakalayabileceğiniz muhteşem bir kale. Kalenin girişinde görkemli bir saat bulunuyor. Kalenin avlusu ise gerçekten heybeti. 1957 yılından günümüze kadar uzanan Alman Eczane Müzesi yer alıyor. Eczane Müzesinde ise bitkilerin iyileştirici özelliklerinin ilaç sektöründe kullanılmaya başlanmasının tarihsel süreci, kullanılan malzemeler sergilenerek anlatılmaya çalışılmış. Ayrıca dünyanın en büyük ahşap şarap fıçısı bulunuyor. Fıçı 1751 yılında yapılmış 185500 litre hacmin deymiş. Kaleye isterseniz yürüyerek de çıkabilirsiniz ama isterseniz teleferik(Bergbahn )ile de çıkabilirsiniz. Kaleye giriş ücretli, fotoğraf meraklılarının buraya mutlaka çıkmasını öneririm ki şehir tam ayaklarınız altında ve çok iyi karelerle dönebilirsiniz. Kaleyi gezdikten sonra Heiliggeistkirche kilisesini gezebilirsiniz. Kaleden çıktıktan sonra aşağıda tarihi köprünün kapısı karşınıza çıkıyor. Burada kaleyi arkanıza alıp çok güzel resimler çekilebilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir